25 Nisan 2011 Pazartesi

Bu kitleye dikkat!

0 YORUM
    Habertürk'ün internet sitesinde bir haber dikkatimi çekti, her ne kadar sıradan bir "internet gazetesi" haberi gibi gözükse de aslında bizlere çok enteresan bir ipucu veriyor.
    Haberin içeriği Diyarbakır'da kutlu doğum haftası etkinlikleri çerçevesinde yapılan bir miting ve bu miting ile ilgili "Analizler".






    Özellikle dikkatimi çeken birkaç kısım var;

  • Dün Diyarbakır'da düzenlenen bir miting ve bir etkinlik, o bölgeye ilişkin siyasi analizlerin sadece BDP gibi siyasi partilerle ilişkilendirilemeyeceğini, şu ana kadar dikkate alınmayan ciddi bir gücün bölgede varolduğunu ortaya koyuyor.
  • Aynı saatlarde Diyarbakır'ın İstasyon Meydanı'nda düzenlenen bir başka etkinlik ise en hafif tabiriyle BDP mitingini gölgede bıraktı. Ajansların geçtiği bilgiye göre 'yüz binler,' düzenleyicilerin verdiği rakama göreyse 1 milyonu aşkın kişi 'Kutlu Doğum Haftası' için bir araya geldi.Siyaset önyargılarla yapılmaz.
  • Siyaset, kitleleri kattıkça ve onları anlamaya çalıştıkça büyüyüp tüm topluma hizmet eder hale gelir. Bugün  Diyarbakır'da -üstelik üçüncü kez- toplanan bu kitlesel güç ve dinamik, ülke yönetimine soyunan siyasiler tarafından mutlaka dikkate alınmalı.
  • Bugün Diyarbakır'da toplanan 'çok dilli' yüz binlerce kişi, bölgeyi belirli bir siyasi partinin etkisi altında görenlere çok şey söylemeli..."

     Benim bu yazıdan ne anladığıma gelirsek... Bizi dil ve ırk kavramları ile bölünmeye sürükleyen süreçten kurtaracak şeyin "Din" olduğu mesajı veriliyor, bu çok açık. Peki bu mesaj kim tarafından veriliyor? Daha da önemlisi, bu mesajı verenler, Kürt sorununu çözümsüzlüğe itip insanların din olgusu çevresinde birleşmesini mi bekliyorlar? Yazının pek çok yerinde, BDP'nin bütün kürt halkını temsil etmediği üzerine basa basa söyleniyor. Dini duyguların istismarı konusunda hatırı sayılır bir geçmişe sahip olan Ak Parti'nin son projesi Kürt sorununu da bu yolla çözmek olsa gerek... Daha da ürkütücü olan senaryo ise, YSK kararının tesadüf olmadığı, "Bizi nasıl suçlarlar, YSK kararlarından en çok çeken biziz." açıklamasını yapan Ak Parti'nin bu kararın alınmasında rolü olduğu ve BDP'yi zayıflatmak için "din" kartının oynanmasına zemin hazırlandığıdır.
    9. yılında giren Ak Parti iktidarından öğrendiğim en önemli şey, Ak Parti'nin yönetiminde gerçekleşen çoğu olaylar zincirinin aslında önceden zekice planlanmış olduğu, umarım bu sefer öyle değildir. Çünkü bu senaryolardan biri gerçekse, Ak Parti ateşle oynuyor ve bu kez sadece kendini değil, ülkemizin geleceğini de büyük bir tehlikeye atıyor.

Haberin aslı: http://www.haberturk.com/gundem/haber/624101-bu-kitleyi-dikkate-alin
Continue reading →
21 Nisan 2011 Perşembe

YSK vetosu ve Kürt sorunu

0 YORUM
    Tam biraz işler yoluna girdi derken, YSK'nın ''tesadüfen'' bağımsız Kürt milletvekili adayları hakkındaki kararı yine eski günlere dönmemizi sağladı. Nefret tohumları ekiliyor yine, adeta iki halkin yakınlaşmasına izin verilmiyor. Ha oldu ha olacak derken birileri her zaman bütün çabaları boşa çıkartmayı başarıyor. Kim samimi kim değil anlamak gerçekten çok güç.
    İnsanlar hala yapilan protestoların sebebini anlamakta güçlük çekiyorlar. Terörist ile konuşulmaz, tartisilmaz, cezasi neyse verilir tavrı hakim. Tamam, bu doğru bir yaklaşım ama ortada çok ciddi bir yanlış var; Ülkemizde kim terörist, kim değil, bunun ayrımın ne kadar sağlıklı yapabiliyoruz?         
    Siyaset yapmaya çalışıp meclise alınmayan Kürt politikacılar mı terörist? Oğlunu askere gönderip şehit veren, vatan sağ olsun diyen Kürt annesi mi terörist? Eylemlerde ön saflarda bulunan, içleri devlete karşı nefret ile dolu olan 15-16 yasindaki çocuklar mı terörist? İşin en ilginç yanı ise, Silivri'de ikamet eden kimilerine göre terörist, kimilerine göre vatansever olan insanlar. Toplumun her kesimi, diğer bir kesimini şu ya da bu şekilde kanunsuzlukla suçluyor. Peki nasıl çıkacağız bu işin içinden?
     YSK eylemleri sırasında 1 kişi hayatını kaybetti. 17 yasindaydi, ''Teröristti''. Aramızda bu 17 yaşındaki çocuğun öldürülmesine alış tutanlar var. Peki kaçımız o çocuğun neden orada olduğunu sorguluyoruz?
    İnsanlar geçmişte akan kanlardan ders almamış, birbirlerini öldürmeye hala çok meraklılar. Atatürkçü olmak ile faşist olmak karıştırılıyor. Politikacılar, iş adamlari, ordu; kısacası herkes çözümden yanaymış gibi gözüküp çözümsüzlükten besleniyor. Diğer yandan sahipsiz bırakılmış, ezilmiş, akla gelen bütün asimilasyon politikalarına maruz kalmış ve en sonunda da PKK'nın insafına terk edilmiş, siyasi amaçların oyuncağı olmuş bir Kürt halkı, varoluş mücadelesi içinde çırpınıyor.
Peki neden? Kısaca anlatayım.
    Atatürk halkı eğitmek, halkı ağaların elinden, feodal düzenden kurtarmak için köy enstitülerini kurmuş. Maalesef ondan sonra gelenler Komünizm tehdidi bahanesi ile köy enstitulerini kapatıp, kolay oy icin ağalık sistemine destek vermişler ve Kürt halkını feodal düzende yaşamaya mecbur bırakmışlar. Bunu yapanlar "Atatürkçü" imiş. Neden bir ağa ile pazarlığını yapıp, onbinlerce oyu garanti altına almak varken eğitimli bir toplumdan, gerçek çözüm önerileri ile, düzgün siyaset yaparak oy almaya uğraşsınlar ki?
   Sonraki dönem malumunuz, şov devam etmiş. Terörle mücadele bahanesiyle halka hayatı zindan eden ve asla hesap sorulamayan bir ordu, faili meçhul cinayetler, işkenceler, 12 Eylül, OHAL derken devlete olan tepki çığ gibi büyümüş. Bu baskılar, cinayetler hep "Atatürkçülük" siper edilerek yapılmış. Sonucu ortada, daha fazla yorum yapmaya gerek yok...
    Bugün en azından ortada bir çaba var ama insanlarin siyaset yapmasına izin vermezsek, işimize gelmeyen politikacıları PKK'lı diye damgalarsak nasıl bir demokratik bir çözüm üretebiliriz ki? Zaten geçmişte bu milletvekili adaylarının çoğu hapis cezası çekmiş, şimdi tam ortak bir zemin yakalanmış, çözüme doğru giden bir yola girilmiş, böyle bir karar almanın mantığını anlamak gerçekten çok güç. İktidardan da muhalefetten de tepki geldiğine göre, suçluyu nerede aramalıyız? Her zamanki gibi bilmiyoruz, bilemeyeceğiz.


Diyarbakir Cezaevi


Diyarbakir Cezaevi. 1982
    Duymuşsunuzdur Diyarbakir Cezaevi'ni. 12 Eylül'un medar-ı iftihari. 
    Kimilerine göre PKK'nın PKK olduğu yer. Kenan Evren beyefendi villasında korumalarla yaşarken, bir nesilin hikayeleri ile büyüdüğü Türkiye'nin Auschwitz'i... 
    2011 yilindayiz, sorumlular araştırılıyormuş şimdi. Takma isimler kullanmışlar, bulması zormuş...

“Schumacher”, “Mekansız Kazım”, “Faydalı”, “Azman”, “Mengele”, “Komutan” 

    34 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce insanın sakat kaldığı, canlı çıkanların da hayatları boyunca gölgesinde yaşadığı bir hapishane. 


    Bu bölünmenin sağlanması için ne kadar uğraşılmış, buyrun okuyun. 


Diyarbakir Cezaevi.
Continue reading →
17 Eylül 2010 Cuma

Yine, yeni, yeniden terör.

0 YORUM

    Henüz referandum rüzgârı dinmeden yine bir eylem, yine katledilen masum insanlar. Ve yine aynı filmi başından izliyoruz; Terör örgütü saldırıyı üstlenmiyor, derin devletin işi diyor. BDP açıklama yapıyor, olay incelensin diyor. Olayın şekli de nedense Şemdinli’deki kitabevi olayına benziyor. Yine etrafta garip deliller bulunuyor, halk askerin üzerine yürüyor 2 asker yaralanıyor, saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazesinde bomba patlıyor, 9 kişi yaralanıyor. Biz sadece bilmemizi istedikleri kadarını biliyoruz ama gerçekten neler döndüğü hakkında en ufak bir fikrimiz yok. Yine klasik bir manzara; ülkenin batısı teröre lanet ederken, ülkenin doğusu kepenk indiriyor, olay yerine gelen emniyet güçlerine saldırıyor, çocuklarını okula göndermiyor. Belki de sormamız gereken ilk soru, bu bölünmeden, bu gerginlikten kim ya da kimler faydalanıyor?

    Türkiye’de sahnenin arkasında bir şeyler yaşandığı çok açık. Devletin gardiyanlığını üstlenen bir takım kişi ve/veya gruplar yıllarca bu ülkede faili meçhullere imza attı. Aydınlarımız, gazetecilerimiz, bu konu hakkında “konuşan” insanlar bir şekilde susturuldu. Doğuda esas terör bu güçler tarafından kendi halkımıza uygulandı, yıllarca vahşi bir sindirme politikası izlendi. Terör örgütünün varlığından memnun olanların yalnızca devlete baş kaldıranlar olmadığı gün gibi ortada. Birileri bu savaştan nemalanıyor ve iyi yönde adım atmaya çalışan herkes bir şekilde yok oluyor. Her sene milyarlarca dolar savunma harcamalarına gidiyor ama terörü bitirmeyi geçin, azalmasına bile müsaade edilmiyor. Bir terör örgütü, koskoca devlete karşı “eylemsizlik” kararı alıyor, canı sıkılınca yine saldırıyor ve yine masum vatandaşlarımız,  askerlerimiz can veriyor. Türkiye Cumhuriyeti aciz bir şekilde bir sonraki saldırıyı bekliyor…
Continue reading →
13 Eylül 2010 Pazartesi

Referandum Hakkında

0 YORUM
    Referandum sonuçlandığından beri Türk halkına türlü hakaretler eden, aptal diyen, Aziz Nesin alıntıları yapanlara; Evet, halkımız cahil ama iyi niyetli.Ve birileri onun iyi niyetini, duygularını, inançlarını nasıl kendi çıkarları için kullanabileceğini gerçekten çok iyi biliyor. Hal böyleyken onlara cahil diyip onları hor görenleri, aşağılayanları, aptal yerine koyanları, kullanıp atanları değil, onun dilinden konuşup onun iyi niyetinden istifade edenleri tercih ediyor.
    Kendini "aydın" görenlerin halkı küçümseyen tavrı sürdüğü sürece kimse değişim beklemesin. Eminim Atatürk'ün kemiklerini sızlatanlar bıraktığı mirası yıkmak isteyenlerden çok kendi zeka seviyesine bakmadan halkına geri zekalı teşhisi koyanlar, demokrasi elden gidiyor diye ortalığı ayağa kaldırıp referandumda beklediği sonuç çıkmayınca Nietzsche'nin cahil toplumlara demokrasi fazla temalı sözünü hatırlayan demokrat maskeli faşist zihniyetliler . Hatalardan ders alıp bazı şeyleri değiştirmeye çalışmak yerine bizim halkımız aptal zaten demek çok daha kolay tabi, hak vermek lazım.
    Adnan Menderes halkın bütün bunlara gösterdiği ilk tepkiydi, halkın iradesine rağmen idam edildi. Bugün Ak Parti var. Aynı senaryoyu tekrar yaşıyoruz, ama bu sefer sonu bizlere bağlı. Sorunu geçici yoldan çözmek yerine sorunun köküne inmek zorundayız. CHP, Ak Parti'nin yaptığı siyaseti çok iyi irdeleyip uyguladığı yanlış politikaları değiştirmek zorunda, bizler de ülkenin geri kalanını cahil olmakla suçlamayı bırakıp gerçekten bu ülke için bir şeyler yapmak zorundayız.
Continue reading →

Labels