İnsanlar hala yapilan protestoların sebebini anlamakta güçlük çekiyorlar. Terörist ile konuşulmaz, tartisilmaz, cezasi neyse verilir tavrı hakim. Tamam, bu doğru bir yaklaşım ama ortada çok ciddi bir yanlış var; Ülkemizde kim terörist, kim değil, bunun ayrımın ne kadar sağlıklı yapabiliyoruz?
Siyaset yapmaya çalışıp meclise alınmayan Kürt politikacılar mı terörist? Oğlunu askere gönderip şehit veren, vatan sağ olsun diyen Kürt annesi mi terörist? Eylemlerde ön saflarda bulunan, içleri devlete karşı nefret ile dolu olan 15-16 yasindaki çocuklar mı terörist? İşin en ilginç yanı ise, Silivri'de ikamet eden kimilerine göre terörist, kimilerine göre vatansever olan insanlar. Toplumun her kesimi, diğer bir kesimini şu ya da bu şekilde kanunsuzlukla suçluyor. Peki nasıl çıkacağız bu işin içinden?
YSK eylemleri sırasında 1 kişi hayatını kaybetti. 17 yasindaydi, ''Teröristti''. Aramızda bu 17 yaşındaki çocuğun öldürülmesine alış tutanlar var. Peki kaçımız o çocuğun neden orada olduğunu sorguluyoruz?
İnsanlar geçmişte akan kanlardan ders almamış, birbirlerini öldürmeye hala çok meraklılar. Atatürkçü olmak ile faşist olmak karıştırılıyor. Politikacılar, iş adamlari, ordu; kısacası herkes çözümden yanaymış gibi gözüküp çözümsüzlükten besleniyor. Diğer yandan sahipsiz bırakılmış, ezilmiş, akla gelen bütün asimilasyon politikalarına maruz kalmış ve en sonunda da PKK'nın insafına terk edilmiş, siyasi amaçların oyuncağı olmuş bir Kürt halkı, varoluş mücadelesi içinde çırpınıyor.
Peki neden? Kısaca anlatayım.
Atatürk halkı eğitmek, halkı ağaların elinden, feodal düzenden kurtarmak için köy enstitülerini kurmuş. Maalesef ondan sonra gelenler Komünizm tehdidi bahanesi ile köy enstitulerini kapatıp, kolay oy icin ağalık sistemine destek vermişler ve Kürt halkını feodal düzende yaşamaya mecbur bırakmışlar. Bunu yapanlar "Atatürkçü" imiş. Neden bir ağa ile pazarlığını yapıp, onbinlerce oyu garanti altına almak varken eğitimli bir toplumdan, gerçek çözüm önerileri ile, düzgün siyaset yaparak oy almaya uğraşsınlar ki?
Sonraki dönem malumunuz, şov devam etmiş. Terörle mücadele bahanesiyle halka hayatı zindan eden ve asla hesap sorulamayan bir ordu, faili meçhul cinayetler, işkenceler, 12 Eylül, OHAL derken devlete olan tepki çığ gibi büyümüş. Bu baskılar, cinayetler hep "Atatürkçülük" siper edilerek yapılmış. Sonucu ortada, daha fazla yorum yapmaya gerek yok...
Bugün en azından ortada bir çaba var ama insanlarin siyaset yapmasına izin vermezsek, işimize gelmeyen politikacıları PKK'lı diye damgalarsak nasıl bir demokratik bir çözüm üretebiliriz ki? Zaten geçmişte bu milletvekili adaylarının çoğu hapis cezası çekmiş, şimdi tam ortak bir zemin yakalanmış, çözüme doğru giden bir yola girilmiş, böyle bir karar almanın mantığını anlamak gerçekten çok güç. İktidardan da muhalefetten de tepki geldiğine göre, suçluyu nerede aramalıyız? Her zamanki gibi bilmiyoruz, bilemeyeceğiz.
Diyarbakir Cezaevi
| Diyarbakir Cezaevi. 1982 |
Kimilerine göre PKK'nın PKK olduğu yer. Kenan Evren beyefendi villasında korumalarla yaşarken, bir nesilin hikayeleri ile büyüdüğü Türkiye'nin Auschwitz'i...
2011 yilindayiz, sorumlular araştırılıyormuş şimdi. Takma isimler kullanmışlar, bulması zormuş...
“Schumacher”, “Mekansız Kazım”, “Faydalı”, “Azman”, “Mengele”, “Komutan”
34 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce insanın sakat kaldığı, canlı çıkanların da hayatları boyunca gölgesinde yaşadığı bir hapishane.
Bu bölünmenin sağlanması için ne kadar uğraşılmış, buyrun okuyun.
Diyarbakir Cezaevi.
Yorum Gönder